Tombit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tombit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ekim 2020 Cumartesi

TOMBİT VE MACERALARI - PARÇA 6

  


                                                   KİBRİT OKULU

     Arkasını dönüp baktığında yan sınıftan Mumi’nin kendisine gülümseyerek koştuğunu gördü. Çok hızlı bir şekilde yürüdüğünü ancak o anda anladı. Durdu ve Mumi’nin yanına  gelmesini bekledi. Mumi ile çok samimi sayılmazdı ancak arkadaşı Sırık ile ortak arkadaşları olduğu için arada bir de olsa beraber vakit geçirdikleri olurdu. Turuncu başı ile birlikte sevimli turuncu gözleri de vardı Mumi’nin ve kasabada alışılmadık isimlere sahip nadir kibritlerdendi. Sevimli ve akıllı bir kız kibritti. Kısa sürede onu bekleyen Tombit’e yetişti.

       “Ne kadar hızlı yürüyorsun böyle. Yol ayrımından beridir yetişmeye çalışıyorum sana ya.” dedi Mumi nefes nefese.

       “Şey, fark etmemiştim, öyle düşünüyordum. Okula da geç kalmayayım dedim, öyle…”

     “Yanında kimse yok, şaşırdım açıkçası.” diye sorgular şekilde baktı Tombit’e. Bir yandan da yürümeye başlayarak yola devam ettiler.

      “Evet, öyle denk geldi, biraz erken çıkmışım sanırım.” dedi Tombit düşünmeden. Pek de olanları anlatmak istemediği halinden belliydi.  Hem bu garip ve basitmiş gibi görünecek olayı nasıl anlatabilirdi ki…

     “İyiymiş... Sanırım acil işin vardı okulda öyle mi?”

     “Yok hayır, yani aslında evet, Sırık ile buluşmam ve görüşmem lazım.” diye geçiştirdi hızlıca Tombit. “Bu arada yol ayrımından öncesinde mi oturuyorsun?” diye sordu Mumi’ye.

     “Evet, Sırık ile evlerimiz yakın. Evlerimizin arasında sadece eski bir dev makinası var.”

       “Dev makinesi mi?” diye şaşkınca sordu Tombit.

       Mumi kıkırdayarak, “Evet, terkedilmiş bir makine. Paslı mı paslı, çalıştığını pek sanmıyorum. Ne işe yaradığını pek bilmiyorum açıkçası ama Sırık, senin bunu çözebileceğini söylemişti. “ 

      “İyi ama ne zamandır var o makine orda? Ben kaç defa geldim Sırık’ların evine ve orda öyle bir şey hatırlamıyorum. “ diyerek şaşırdığını belli etti Tombit.

      “Emin misin? Belki üzeri örtülüydü bilemiyorum. Yani ben de belli belirsiz orda çalılık falan hatırlıyorum ama. Neyse…Sen iyi misin? Biraz solgun gözüküyorsun sanki?” dedi Mumi yüzüne dikkatlice bakarak.

    “Şey, biraz, iyiyim aslında, bilmiyorum tam ama iyiyim galiba.”

      Mumi dudağını büzerek Tombit’e yan yan ve endişeli gözlerle bakarak, “Tammam o zaman…Sanırım uykusuzluktur.” diyerek konuyu kapatması gerektiğini düşündü.

       Biraz daha yol aldılar ve bu süre boyunca ikisi de hiç konuşmadı. Tombit, içinden düşüncelere dalmıştı ve ‘keşke hiç kimseyle karşılaşmadan yoluma gitseydim’ diye düşünürken, Mumi sessizliği tekrar bozdu:

       “Eee, şey, nereye gidiyordun?”

        “Okula…”

        “???...”

        “Okul yolu değişti de benim mi haberim yok acaba Mumi?”

        “Bildiğim kadarıyla değişmedi. Ama tamaaam, anladım, ben seni tutmayayım istersen.” diye muzipçe gülümsedi Mumi.

       “Anlamadım?” dedi Tombit şaşkın şaşkın.

       “Yani sanırım okulu asacaksın ve önemli biriyle buluşacaksın sanırım, ben seni tutmayayım, öğretmenlere de söylemem korkma.”

        “Ne? Yok, hayır ne buluşması?”

        “Dönem sonu sınavlarına girmemeyi bile düşünmeni gerektirecek biriyse önemli biri olmalı dedim. “ dedi Mumi. Anlayışlı bir tavır takındığını belli eden bir yüz ifadesiyle,  “Haksız mıyım?” diye de ekledi.

       Bir anlık sessizlik oldu. Tombit ağzı açık şekilde, bir yöneldiği yola, bir öteki yola bakıp durdu. İşaret parmağıyla yönelttiği yolu göstererek,

      “Bi dakka, bi dakka Mumi! Sana yetişemiyorum, sanırım uykusuzum ve biraz da başım ağrıyor. Öncelikle kimseyle buluşmayacağım hayır. Okulu da asmayacağım ve sınavlarıma da girmeyi istiyorum. Okul yolu, bu yol ayrımındandı diye aklıma geldi nedense bir anda.”

       Tekrar bir şey diyecekmiş gibi oldu. Vazgeçti. Omuzları aşağı düştü, gözlerini anlık kapayarak başının arkasını kaşıdı ve pes edercesine, “Ben en iyisi seni takip edeyim Mumi.” dedi.

     “Erken çıktığımıza değsin o zaman, hadi gidelim öyleyse.” dedi Mumi. Belli ki rahatsız olmuştu ve Tombit ile karşılaşmaktan pişmanlık duymaya başlamıştı. Hislerini de ayıp olmasın diye belli etmemeye de çalışıyordu ama Tombit anlayabiliyordu elbette.

      Tabi ki onu suçlayamazdı. Bugün uyandığından beri kendi kendisini bile anlamakta güçlük çekiyordu. Garip davrandığını ilk elden yine kendisi şahit oluyordu elbette. Ama neden?

      Bugün neden diğer günler gibi değildi? Hasta mı olmuştu? Hayır, genel olarak gayet sağlıklı hissediyordu. Evden mutsuz ve farklı ayrıldığı için miydi? Hayır, onun etkisi daha farklı duygularını kırpıştırmıştı. İyi ama neden?

      Tombit düşüne düşüne, Mumi de sıkıla sıkıla yol alırlarken okul tabelasının önüne geldiler sonunda.

      “Benim gitmem gerekiyor, arkadaşlar bekliyordu da…” diyerek rahatlamış şekilde bahçeye doğru koşturdu Mumi. Uzaklaşırken de “Görüşürüz Tombiiiit, sınavda başarılar.” diye de ekledi.

       Biraz gecikmenin ardından, “Tamam, saol, şey, teşekkür ederim, görüşürüz Mumi.” diye zar zor seslendi Tombit de.

      Bahçede gruplar halinde arkadaşlarıyla takılan genç kibritlerden bazıları garipsercesine Tombit’e ve arkadaşlarının yanına doğru koşuşturan Mumi’ye bakarak, aralarında fısıldaşıp, Tombit’e göre çok aptalca gelen -çaktırmadan konuşmaya çalışmak- gibi bir vaziyete büründüler.

     Ama Tombit bunları umursamadı. Yine kafasını karıştıran bir durumla karşılaşmaktan korkarcasına fazla düşünmeden okul binasına ve bahçesine baktı. Evet, sanırım bir sorun vardı. Ne garip! Sorunsuz bir gün olmayacağa benziyordu.

      Bahçede takılan kibritler, pencerelerden bakan öğretmenler, diğer okul çalışanları…Hepsini tanıyordu, bu noktada bir sıkıntı yoktu evet ama…

      “Sanırım kafayı yiyorum!” diye afalladı Tombit.

      Okul binası bambaşka bir yapıydı. O bildiği kendi okulu değildi. Okulun bahçesi de öyle…Tamamen değişik tarzdaydı. Eski okulu, üç tane genç ağacın tam ortasında kalıyordu ve taş ile odunlardan oluşan hoş bir yapısı vardı. Bahçesi de okulun etrafında, gene üç genç ağacın arasında sınırlanmıştı. ”Nasıl yani ya?” diye sesli olarak söylendi Tombit. 

     Şimdi karşısında duran okul binası ise kesilmiş bir ağacın kütüğüydü. Evet bildiğin bir kütük. Kökleriyle halen toprağa tutunan devasa bir kütük…Muhtemelen çok geniş ve yaşlı bir ağacın kesilmesi sonucu bu haldeydi.

     Bir baş ağrısı, sızı daha…Tombit gözlerini bir anlığına kapadı ve devasa bir arazide devler tarafından kesilmiş, hayattan koparılmış yüzlerce kök ve kütük kabilesi gördü. Sanki dejavu yaşamış gibi hissetti ama hafızasında çakan şimşekler daha öteye ulaştıramadı onu.

        Gözünü tekrar açtı ve evet bildiğin okul binası kesilmiş dev bir ağacın kütüğüydü. Köklerin toprak üstünde kalan kısımlarında pencereler, süslemeler ve işlemeler vardı. Her biri bahçeye açılan kalın kök koridorlarıydı. Ortadaki gövdede birleşiyorlardı. Kütük kısmı ise içi oyulmuş şekilde yapılandırılmıştı. Kabuk kısmı ise pencereler ve kütük mantarlarından oluşan teraslar ile bezeliydi. En üstünde ise çalıdan korkuluğu olan geniş bir çatı terası vardı. Üç katlı bir kibrit okuluna dönüşen kesilmiş bir ağaç…Etrafındaki bahçe ise kütüğün etrafını saran ince köklerin oluşturduğu bir çember şeklindeydi.

       Aklını mı yitirmişti Tombit? Neler oluyordu? Kendisine bir şey oldu da ona kimse çaktırmıyor muydu yoksa? Bu durumu anlamalıydı. Anlamak için araştırmalı ama kimseye de belli etmemeliydi.

       Evet kesinlikle kimseye -dostlarına bile- çaktırmadan yavaş yavaş öğrenecekti kendisine veya etrafına neler olduğunu.

       Ama önce herkes gibi ‘normal’ davranmalıydı. Ondan da önce arkadaşlarını bulmalıydı.

 

                                                   >>> DEVAM EDECEK >>>


Devamını Oku ...

25 Ağustos 2020 Salı

TOMBİT VE MACERALARI - PARÇA 5



 

HER ZAMAN OLMADIĞI GİBİ BİR GÜN

       Sabah saatlerinde okul yolunda genelde tek başına ilerlemek pek de Tombit’ e uyan bir alışkanlık değildi. Mutlaka kardeşi, annesi, arkadaşı veya babasıyla okula birlikte giderdi. Kimisi korkaklık olarak tanımlardı bu durumu. Ama o sadece ailesiyle ve arkadaşlarıyla olabildiğince zaman geçirmek istiyordu ve onlarla bir şeyler yapmaya -ne olursa olsun- fırsatı olduğunda kaçırmayı sevmiyordu.

       Sevecen yapısı vardı ve cana yakındı da. Ama asla korkak değildi. Yeri gelir tek başına göl ve dağ manzaralı kendi keşfettiği tepeye yalnız giderdi; orada oyalanır dururdu. Ama okula bu zamana dek hiç yalnız gitmemişti. Hele ki yol üzerindeki komşu ve esnaflara gülümseyerek selam vermeden asla geçmezdi.

      Keresteciler Kasabasının tüm sakinleri bunu bilirdi. O yüzden olsa gerek, civardaki komşular kapılarının önünden geçerken Tombit’e tuhaf tuhaf bakındılar. Selam vermediği için şaşıranlar, garipseyenler oldu. Tombit ise aldırış etmeden yürüyüşüne daha bir özgüvenle devam etti. Aslında kendisi de şaşırmıştı bir anda bu kadar farklı davranabildiğine. İçinde sanki durup dururken basit bir sebeple de olsa bir ateş canlanmış da onu değişime itecek kadar yakıp kül etmiş, sonrasında da rüzgar esmiş de küllerini bir başka ağacın dibine savurmuş ve yeniden hayata getirilmiş…Ama yok, çok saçmaydı bu ona göre. Gene de merak ediyordu bu dönüşümünün gününe ve kendisine neler katabileceğini.

      Her zaman olduğu gibi sözünden de bıkmış, her zaman olabilecek şeylerden de sıkılmış bir edayla kendisini biraz da zorlayarak farklı davranmayı denemeye karar vermişti. Böyle devam etmeliydi. Belki o zaman daha az kırılırdı, kim bilir…

     Yolu yarıladığı sırada, okulda sevmediği kibrit gençlerden biri olan Kito’ nun babası Tıngıl Bey de evinin kapısından dışarı çıkmış ve genç kibritle göz göze gelmişti. Normalde olsa oğlundan nefret etmesine rağmen, Tıngıl Bey’e saygılı bir şekilde, gülümseyerek, saf ve temiz bir kalp ile selam verirdi Tombit. Tıngıl Bey de onunla dalga geçerek selamını alır, sonra da kendi babasına garip garip sırıtarak bakardı. Babası da adımlarını hızlandırarak Tombit’i de adeta yanında sürükleyerek yola devam ederdi.

       Bu sefer öyle olmadı. Tombit selam vermedi. Gülümsedi ancak daha farklı bir gülümsemeydi bu. Yanında babası ve kardeşi veya annesi de yoktu Tombit’in. Koskoca kasaba başkanı Tıngıl Bey’e bile selam vermemişti ve onun tuhaf bakışlarını yakalayınca daha bir mutlu olmuştu Tombit. Neydi ki bu his? Neden daha evvelinde bu frekansı yakalayamamıştı? Sıradan bir sabahta, her şey ‘her zaman olduğu’ gibi iken ne değişti de bu özgüvene ulaşmıştı? Babasının her zaman olduğu gibi onu yeren sözleri mi? Kardeşinin her zamanki dalga geçen ve onu saymayan tavırları mı? Aklına bir gelip bir gidiyordu bu düşünceler bir yandan Tombit’in. Ama üzerinde fazla düşünmek istemiyordu.

    Biraz ilerde yol ayrımına vardı. Okul yönüne ilerlemeden önce ormanlık alan ve çiftliğe doğru ilerleyen yola doğru bir anlığına gözü kaydı. Yolda bekleyen Çevik Kibrit Güçlerini ve bariyerleri fark etti.

       Patikanın ormana açılan yolu kapatılmış ve güvenlik önlemleri alınmıştı. Kuru dal taşıyıcılarını bile sıraya sokmuşlardı ve yola geçit verilmiyordu. İşçilerin kimisi şaşkın şaşkın söyleniyor, kimisi de öfkeli homurtularla olayın tuhaflığına destek oluyorlardı. Daha önce kasabalarında hiç patika ve yol kapatılmamıştı. Hele ki orman yolu…

      Tombit, okul tatili olan günlerde eğer arkadaşlarıyla takılmaz ise çoğunlukla bu yolu kullanarak çiftlik yolunu aşar ve Meşe kabilesi ile sohbet ederek oradan ilerleyerek tanıdık ağaç beyefendilere selam vere vere huzur bulup düşüncelere daldığı ‘huzur tepesi’ne ulaşırdı.

   Tam bu fikirlerin içerisinde dalgın dalgın gezinirken Meşe Hanım aklına geldi. Sanki uzun zamandır onu görmemişti. Birden başına bir ağrı saplandı. Hatırlamaya çalıştığı şeyler sanki ona işkence ediyormuş gibiydi. Muhtemelen rahatsız edici ve saçma rüyaların bilinçaltını meşgul etmesiyle aklına düşüyordu tüm bu anılar.

     Başını iki yana silkeleyerek okul yolunda devam etmeye karar verdi. Özgüvenli halini üzerine bir palto giyer gibi giydi. İlerlemeye devam ederken kasabada bir telaş sezdi. Gizli bir telaştı. Sadece belirli kibritlerin bildiği bir şeyler olmuştu sanki. Gerçekten de farklı bir gün olacağa benziyordu.

      Elbette kasaba, daha önceki zamanlarda farklı telaşlara maruz kalmıştı ama Tombit ve yaşıtları o günlere şahit olamamışlardı. Sadece hikayelerden ve büyüklerinin anlattıklarından bilgi sahibi olabilen genç kibritler, muhtemelen bu telaşlı gün için heyecan duyacaklardı. Ancak bir sorun vardı: acaba herkes bu sessiz karmaşayı ve gariplikleri fark edecek miydi? Ya da fark edip üzerine düşünmeye zaman harcayacaklar mıydı?

      Sanırım ‘her zaman olduğu gibi’ hiç bir şey olmamış gibi yapacaklardı. Ve yahut her zaman olmadığı gibi olan bu günü, diğer zamanlarla aynı kefeye koyup fikir yürütmenin kendilerine zor gelmesinden dolayı kafalarını başka yöne çevireceklerdi.

       Tüm bunları düşünürken ‘acaba ben de okul yoluna devam ederken kafamı farklı bir yöne mi çevirmiş oldum?’ diye aklından geçirdi Tombit.

      Ama hayır! Nereye çevirirse çevirsin bir farklılık olduğunu görebilen bir çift gözü ve kullanmamaktan çok korktuğu bir aklı vardı. Zorunlu olduğu için gittiği mekanda bir şekilde burada neler döndüğünü araştıracaktı. Aynı zamanda o mekana giderken de araştırma yapmaya engel bir durum bulamıyordu. Babası veya kardeşi yanında olmuş olsaydı muhtemelen dikkati dağılacaktı ve patikalardaki farklılıkları gözlemlemeye fırsatı olmayacaktı. İstese bile babası ona kızacaktı ve yoluna odaklanmasını salık verecekti. Veya kardeşi mızmızlanarak başının etini yiyecekti. Şans o ki yalnızdı ve Tombit bilmese de kasabadaki bu değişiklikler onun kaderiyle bağlantılıydı. Ama hiçbir zaman bir yola girmeden nereye çıkacağını net kestiremezdiniz.

       Yolda giderken etrafa pür dikkat kesilerek yürümeye devam etti. Sanki bazı uzak patikadaki evler ve orman kıyısındaki yerleşkeler ortadan kaybolmuştu. Daha evvelinde gitmediği ama orada olması gerektiğini bildiği bazı sokaklar şimdi ortada yoktu. Bu yolu kullanmayalı çok zaman geçtiğini de hatırlamıyordu. Çünkü bu yer değiştirmelerin uzun zaman alması gerekirdi. Oysa haftalık tatil alt tarafı iki gündü.

      Ve Tombit, bu geçen haftasonunu tam olarak hatırlayamadığı için huzursuzdu. Bir karın ağrısı içine saplandı. Başında hafif bir sıkıntı peydahlandı. Gün içinde muhtemelen hatırlayacaktı. Kimseye de söyleyip anlatamazdı. Ne söyleyecekti? Hafızasındaki anıların, yaz ayında dev canavarların çocuklarının ellerinde tuttuğu gevrek koni biçimindeki kıtır şeylerin içindeki renkli, soğuk ve hemen eriyen topların yere düşüşü gibi pat diye düştüğünü nasıl anlatabilirdi ki…

     Bir dakika ya! Canavar mı? Dev Canavarlar? Aklına bir şimşek çakarcasına ormanlık alanda bir oraya bir buraya odun taşıyan devlerin görüntüsü geldi. Anlamlandırmaya vakti olmadan arkadan nazik bir ses onu düşüncelerinden uyandırdı :

      “Tombiiiit. Beklesene beni de.”

                                                     >>> DEVAM EDECEK >>>

Devamını Oku ...

6 Temmuz 2020 Pazartesi

TOMBİT VE MACERALARI - PARÇA 4




GÜÇLÜLER ÖZÜR DİLER…

        “Lütfen böyle yapma canım, bu huyundan da vazgeç. Karakıymık ailesi olarak hepimiz gayet yerli yerindeyiz. Numaracı olmaya da alıştırmayalım küçük kızımızı.” diye ikazda bulundu anneleri.
         “Tamam tamam, bişey demedim ve yapmadım. Ye tabağını bakalım Çıtır.” dedi babaları. “Bugün hangi konuları işleyecekseniz bakalım okulda çocuklar?” diye de lafı değiştirerek havayı yumuşatıp gönül almaya çalıştı.
         “Biz, Meşe topluluğu ve tarihteki önemli Meşeleri görücez babacığım” dedi Çıtır. Bir yandan da bilmiş tavırlarla yemeğini yiyordu.
         “M..Me..Meşeler mi?” dedi şaşkın bir şekilde Tombit. Hatırlaması gereken bir şeyler gelmiş gibiydi aklına. Sanki bir yerlerde kapının arkasında kilitli bir şekilde duran bir şeyler vardı. Zihnindeki kapıların ardında onu bekleyen bir korku…
          “Evet, Meşeler…Ne oldu ki? 4 sezon önce gördüğünüz konudur heralde abi. Sakın önemli bir şey varsa anlatma. Heyecanı kaçıyor sonra. Dersi dinleyesim gelmiyor.”
         “Çıtır! Laflara bak hele. Derslere, kendini önceden hazırlayarak girmen her zaman daha iyi. Başarının anahtarıdır ön hazırlık kızım.” dedi anneleri.
          “Bişey olmadı. Sadece özlemişim. Çok güzel ve basit zamanlardı o konuları gördüğümüz zamanlar.” dedi Tombit. Dalgın dalgın da yemeğine devam etti.
          “Bizim çevrede de çoktur Meşe kabilesi üyeleri. Güzelce dinle ve öğren tamam mı yavrum. Etrafını tanımana yardımcı olur hem.” dedi anneleri Çıtır’a sevecen bir şekilde.
         “Siz bir konu işleyecek misiniz yoksa gene uyuşukluğunuzdan cevap vermeyecek misin Tombit efendi?” dedi babası hafif gülümseyerek. Çıtır da fırsatı değerlendirip abisine dil çıkarıp sırıttı.
         Tombit kıpkırmızı olmuştu. Sinirleniyordu artık. Babasına veya kardeşine değildi kızgınlığı. Kendisine kızgındı. Saygısızlık etmeden öğüt vermek istiyordu artık. Bugün uyandığı vakit, annesinin kardeşine verdiği öğütler aklına geldi. Tabi okuduğu birkaç kitaptan da nasihatler hatırlıyordu.
        “Biz bugün kibritlerin kırılmasını ve nasıl düzeltileceğini işleyeceğiz.” dedi vurgulu bir şekilde Tombit.
        Biraz sessizlik oldu. Annesi kızgın bir şekilde babasına bakıyordu. Babası da duraksadı ve “Nasıl yani? Size şiddeti ve ölümü mü anlatıyorlar okulda? Ne zamandan beri müfredatta sizin sezonlarda işleniyor bu konular?” diye devam etti Tombit’e odaklanarak.
       “Hayır baba. Bu kırılma mecaziydi. ‘Kalp kırmak ve onarmanın yolları’ konumuz. Tabi bir de iş işten geçmiş olan kırılmalar oluyormuş. Hepsini detaylıca görücez bugün okulda. Neyse ki ben kardeşim gibi hazırlıksız gitmiş olmayacağım dersime. Hatta en tecrübeli kibrit ben olabilirim bu konuda diye düşünüyorum.”
        Sofrada çıt çıkmıyordu. Babasının da ağzı açık kalmıştı. Anneleri kafasını hafifçe yukarı aşağı sallayıp gözleriyle sinirini belli ediyordu babalarına.
        “Şeyy..Yani tabi güzelmiş mecaz falan da hem.” Babası bocalıyordu. Belli ki dalga geçmeye fazlaca alışmıştı. Karşılık verilmesine de hiç alışmamıştı. Durumu toparlamaya yeltendi. “Sanırım her şeyin tami…”
         Tombit babasının sözünü keserek devam etti; “Bazen saygıdan konuşmaz kibritler. Özellikle akıllı ve içinde sevgiyle yaşayanlar. Diğerlerine ve kişiliklerine saygı duyanlar…Kırmamaya çalıştıkça aptal görünürler. Aptal göründükçe de kırılırlar. Tamiri bir özür dilemektir belki ama hiçbir zaman onu göremez, bulamazlar. Bugün annemin de dediği gibi. Özür dilemek erdemdir ve en güçlüler dilemeyi bilenlerdir. “
       “Oğlum ben…beni bilirsin, kırmak değildi niyetim. Hem nerden çıktı bu şimdi. Şurda güzelce yemek yiyoruz her zamanki gibi.”
       “Evet baba, her zamanki gibi... Ne güzel dedin. Ama gururundan hala bir özür dileyemiyorsun.” diye konuştu Tombit. Çehresi çok ciddi duruyordu. Babasını çok şaşırttığı belliydi. Hatta o şımarık küçük kardeşi bile sus pus olmuş ona şaşkın şaşkın bakıyordu.
       “Ben doydum. Okula geç kalmadan gideyim. Sonra görüşürüz.” dedi ve sofradan kalktı Tombit. Çantasını aldı, sırtına astı. Kapıdan çıkmadan önce bir anlık duraksadı. Annesinin, babasına sessizce ikazlarda bulunduğunu hissedebiliyordu. Belki özür diler de gidip ağlayarak sarılırım diye bekledi. Ama babası sustu. Özür dileyemedi. Güçlü olduğunu gösteremedi. Ya da belki kendisini değerli görmüyordu. ‘Bu kadar mı zor ya?’ diye düşündü içinden. Gözünden yaş gelir gibi oldu.
      Ama hayır. Ağlayarak bu çıkışını mahvedemezdi. Saygıyı kazanmalıydı. Elde etmeliydi. Karakıymık sülalesi bundan anlıyordu. Eski sakin tavrını göstermemeliydi. En iyisinin böyle olacağını düşündü ve önceden olduğu gibi herkesi öperek, selamlaşarak çıkmayacaktı mutfaktan.    
       Öyle de yaptı. Hiç bir şey demeden evden çıktı gitti. Geri dönüp usulca arkasına baktı. Annesi cama çıkmıştı. Dayanamamıştı oğlunun bu tavrı göstermesine. Ya da göstermek zorunda kalmasına. E tabi, alışık değillerdi. Babasının o klasik ‘her zamanki gibi’ olan günlerinden olacaktı ya hani. Üzüldüğü tek kişi annesiydi. Çünkü bir tek o iyi davranıyormuş gibi geliyordu ona. Ya da onun kıymetini biliyormuş gibi…
         İçi en azından rahat etsin diye hafifçe el salladı annesine.  Gene sıcacık bir gülümseme karşılığı aldı. Taş kalpli kişilerin taş evi olmamalıydı yuvaları. Küçük taştan yapılma istifli evleri, annesi içindeyken güzeldi. Çiçek gibiydi o. ‘Canım annem’ diye iç çekti.
         Ama biraz da olsa ders vermeliydi babasına ve kardeşine. Eski sıcaklığını ve samimi davranışlarını aramalı, özlemeliydiler. Aklına gelen cezalandırma ancak buydu. Özür dilemek zor olmamalıydı bu kadar. Kibritler, sevdiğine özür dilerdi ona göre. Ya da özür dilemek zorunda kalmamalıydılar sürekli. Kalıyorlarsa da gurur yapıp üzmeye, kırmaya devam etmemeliydiler.
   Çakıl taşlı bahçe duvarını aştı. Kararlı adımlarla yola devam etti. İçi bir garipti. Ona göre büyük bir adım atmıştı. Kendisi de şaşırmıştı yaptığı bu küçük hamleye. Ama onlar da şaşırmıştı. İşe yarayabilirdi bu düşünceleri. Umutlandı. Durumu bayağı bir garipsedi ama umutlandı.
      Gülümseyerek,  “Değişik bir gün olacağa benziyor.” dedi kendi kendine.

                                                                   >>> DEVAM EDECEK >>>
Devamını Oku ...

26 Haziran 2020 Cuma

TOMBİT VE MACERALARI - PARÇA 3



KARAKIYMIK AİLESİ

      “Tombiiit! Uyan! Tombit kalkmalısın, çok geç oldu. Hadi okula geç kalacaksın yavrum. “
      Tombit, korkuyla ve afallamış bakışlarla açtı gözünü bir anda.
      “N..Ne..Neler oluyor? Nerdeyim ben?” diye söylendi. Bir yandan gözlerini ovuşturuyor, bir yandan da etrafına ve kendisini uyandıran sese bakıyordu.
    “Biz uzaydan gelen devlerin elçileriyiiiizzz...Seni yakmaya geldiiiikkk...bööö..” diye alaya aldı başka bir ses. Bir de üstüne keyiflice kıkırdıyordu.
     “İyice kafayı yedi bizim hayalperest uyuşuk he. Hadi bakalım, kahvaltıya gelin artık, işe gideceğim ben de yahu!” dedi odanın dışından bir ses.
     “Tamam babacığım. Geliyoruz hemen. Annem, salak abimi uyandırmaya çalışıyor işte.” dedi tiz ses.
     “ŞŞşşt. O nasıl bir laf bakıyım. Hemen özür dile abinden, çabuk! “ dedi anneleri kızmış bir şekilde.
     Tombit ise şöyle bir yatağında doğruldu. Terlemişti. Kendisini çok yorgun hissediyordu. Etrafına göz gezdirmeye devam etti. Kendine yavaş yavaş gelmeye başladı. Başı çok ağrıyordu. Ne olmuştu tam hatırlamıyordu.
         Annesi odada bir o yana bir bu yana dolanıp duruyor, dağınık eşyaları toparlamaya çalışıyordu. Peçeteden yapılma perdelerini açtı ve odaya sıcak bir bahar güneşi ışığının girmesini sağladı.
        Kız kardeşi de yan taraftaki masasında kendi kitaplarını ve okul malzemelerini hazırlıyordu. Aynadan da sırıtarak, abisine ağzını büzerek, “Ah, doğruları söylediğim için çok çok özür dilerim, saygıdeğer bilim kibriti Tombit efendim.” dedi.
       “Özrünü kabul etmiyorum süslü laçka!” diye karşılık verdi Tombit.
       “ Abinden doğru dürüst özür diler misin, Çıtır.” diye ikazda bulundu anneleri.
      “Aman tamam ya...Özür dilerim.” dedi Çıtır gönülsüzce. “Neden hep ben özür diliyorum?” diye de ekledi.
      Anneleri, Çıtır’ ın yanına geldi elini omzuna koyarak şefkatle gülümsedi ve eğildi. “Benim güzel yavrum. Siz her daim birbirinize sımsıkı bağlı olan sarmaşıklar gibi olmalısınız. Sen ona, o da sana ihtiyaç duyarsınız. Gün geçtikçe de sevginizi ve bağınızı keşfedeceksiniz. O senin tek ve biricik abin. Siz aynı parçadan dünyaya geldiniz. Bir gün beni daha iyi anlarsın. Ve asla unutma ki özür dilemek bir erdemdir. Sadece en güçlüler özür dileyecek kadar gururunu yenmeyi başarır.”
       “Sanırım haklısın anneciğim..Her şeye rağmen özür dilemeliyim. Senden de özür dilerim...” dedi küçük kibrit.
      “Teşekkür ederim anne” dedi Tombit de araya girerek. Aniden annesine de sarıldı. Gülümsüyordu ve mutlu hissediyordu. Annesi ne zaman konuşsa içi gül bahçesinin kokusuyla dolar taşardı sanki.
      “Hadisenize yahu, talaşları karıncalar kaçırmadan gelin şu kahvaltıya.” bağırtısıyla birbirlerine bakışıp kıkırdadılar.
       “Hadi bakalım babanız daha fazla huysuzlanmadan gidelim mutfağa.” dedi anneleri.
      Çıtır, üstünü başını toparlayıp, kıyafetlerini giyinip çantasını da yanına alarak mutfağa koştu.
     Tombit ise biraz halsiz ve keyifsizdi her şeye rağmen. Annesi, okul üniformalarını yatağının yanına hazırlayıp kapıya yöneldi. Tam çıkacakken, “İyisin değil mi yavrum?” diye sordu.
      “Evet, iyiyim anne. Sadece biraz halsizim. Kötü bir rüya gördüm sanırım. Tam hatırlayamıyorum ama korkmuştum galiba.”
      “Oyy benim küçük kibritim. Kötü bir rüyanın en güzel çaresi, yüzünü güzelce yıkayıp şöyle ailecek bir kahvaltı yapmaktır. Hadi bakalım gel sen de hemen.”
      Annesine gülümseyerek, “Tamam anne, hemen hazırlanıp geliyorum.” dedi Tombit keyifsizliğinin devam etmediğini göstermeye çabalayarak.
       Lavaboya gitti. Yapraktan yapılma bir evyenin içindeki su damlası ile yüzünü gözünü güzelce yıkadı. Aynaya bakarak rüyasını tam olarak hatırlamaya çalıştı. Bir türlü aklına düşmüyordu. Korktuğunu, kızdığını, çaresiz hissettiğini hatırlıyordu. Bilinçaltında yatan korkular mı ziyarete gelmişti? Hoş ya, daha evvel neyden çok korktuğunu hiç düşünmemişti. Aynadan kendi gözlerine uzun uzun baktı. “Ne kadar da zayıf bir hafızam var böyle...Keşke vücudumla orantılı bir aklım olsaymış, off…Neyden korktuğumu bile hatırlayamıyorum.” diye içinden geçirdi. Derken yalnızlığını babasının dalga geçerek seslenmesi bozdu.
        “Nerde kaldın be uyuşuk çocuk? “
        “Geliyorum babaaaa.”
          Kendisine sürekli böyle hitap ederdi babası. Hiç hoşuna gitmiyordu bu durum. Kardeşine karşı kendisini kötü gösterip ezik gibi hissetmesine neden oluyordu babasının böyle lafları. Saygısından dolayı karşılık da veremezdi ve bir şey söyleyemezdi babasına. Ama sinirleri bozulurdu. Keşke derdimi anlatacak kadar özgüvenli olabilsem diye de çok düşünürdü. Ama çoğu zaman da kafasına takmadan yoluna devam etmeyi yeğlerdi. Sofraya da pek gidesi yoktu. Muhtemelen babası, bu lafların devamını getirecekti. Her zaman olduğu gibi…Ama aile olarak kalmak ve mutlu olmak istiyordu Tombit. Katlanabildiğim kadar katlanmalıyım diye düşünüyordu. Çünkü annesinin hatrına her şeyi yapardı. Onu, arkadaşları dışında bir tek annesi anlıyormuş gibi gözüküyordu.
        Gene aldırmadan, sakince koridordan yürüyerek mutfağa yöneldi. Mis gibi kokular geliyordu mutfaktan. “İşte bu yaaa…” diyerek içine çekti kızartma kokusunu.
        “Gel bakalım yakışıklı Tombit’m. Sen seversin diye sana talaş kızartma yaptım bak.” dedi annesi. Hazırladığı kahvaltı tabağını masaya koydu ve Tombit’in başını okşayıp öptü.
        “Çok teşekkür ederim anne, ellerine sağlık. Kokusu beni benden aldı yahu.” dedi Tombit minnettar bakışlarla.
         “Afiyet olsun oğluşum, ye güzelce bakalım.”dedi annesi. Gülümsemesi birden hafif bir kızgınlığa dönüştü. “Pşşt! Çıtır! Babanın tabağına satma yemen gerekenleri bakiyim. O tabak bitecek, bitmeden kalkmak yok sofradan.”
         “Hemen de nerden gördün be hanım?” dedi gülümseyerek babaları. “Kızımız uyanık baksana. Tabağını abisinden önce bitirecek. En azından uyuşuk davranmıyor. Ayakta uyumayacaksın işte böyle, aferim kızım benim. Karakıymık ailesine yaraşır şekilde akıllı ve güçlü olacaksın.”
         Tombit, derin bir nefes çekip bakışlarını tabağından ayırmamayı tercih etti ve sustu. Her zaman olduğu gibi…
                                                                                        
                                                                                        >>> DEVAM EDECEK >>>

Devamını Oku ...