Yeni Yazar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yeni Yazar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ekim 2020 Cumartesi

TOMBİT VE MACERALARI - PARÇA 6

  


                                                   KİBRİT OKULU

     Arkasını dönüp baktığında yan sınıftan Mumi’nin kendisine gülümseyerek koştuğunu gördü. Çok hızlı bir şekilde yürüdüğünü ancak o anda anladı. Durdu ve Mumi’nin yanına  gelmesini bekledi. Mumi ile çok samimi sayılmazdı ancak arkadaşı Sırık ile ortak arkadaşları olduğu için arada bir de olsa beraber vakit geçirdikleri olurdu. Turuncu başı ile birlikte sevimli turuncu gözleri de vardı Mumi’nin ve kasabada alışılmadık isimlere sahip nadir kibritlerdendi. Sevimli ve akıllı bir kız kibritti. Kısa sürede onu bekleyen Tombit’e yetişti.

       “Ne kadar hızlı yürüyorsun böyle. Yol ayrımından beridir yetişmeye çalışıyorum sana ya.” dedi Mumi nefes nefese.

       “Şey, fark etmemiştim, öyle düşünüyordum. Okula da geç kalmayayım dedim, öyle…”

     “Yanında kimse yok, şaşırdım açıkçası.” diye sorgular şekilde baktı Tombit’e. Bir yandan da yürümeye başlayarak yola devam ettiler.

      “Evet, öyle denk geldi, biraz erken çıkmışım sanırım.” dedi Tombit düşünmeden. Pek de olanları anlatmak istemediği halinden belliydi.  Hem bu garip ve basitmiş gibi görünecek olayı nasıl anlatabilirdi ki…

     “İyiymiş... Sanırım acil işin vardı okulda öyle mi?”

     “Yok hayır, yani aslında evet, Sırık ile buluşmam ve görüşmem lazım.” diye geçiştirdi hızlıca Tombit. “Bu arada yol ayrımından öncesinde mi oturuyorsun?” diye sordu Mumi’ye.

     “Evet, Sırık ile evlerimiz yakın. Evlerimizin arasında sadece eski bir dev makinası var.”

       “Dev makinesi mi?” diye şaşkınca sordu Tombit.

       Mumi kıkırdayarak, “Evet, terkedilmiş bir makine. Paslı mı paslı, çalıştığını pek sanmıyorum. Ne işe yaradığını pek bilmiyorum açıkçası ama Sırık, senin bunu çözebileceğini söylemişti. “ 

      “İyi ama ne zamandır var o makine orda? Ben kaç defa geldim Sırık’ların evine ve orda öyle bir şey hatırlamıyorum. “ diyerek şaşırdığını belli etti Tombit.

      “Emin misin? Belki üzeri örtülüydü bilemiyorum. Yani ben de belli belirsiz orda çalılık falan hatırlıyorum ama. Neyse…Sen iyi misin? Biraz solgun gözüküyorsun sanki?” dedi Mumi yüzüne dikkatlice bakarak.

    “Şey, biraz, iyiyim aslında, bilmiyorum tam ama iyiyim galiba.”

      Mumi dudağını büzerek Tombit’e yan yan ve endişeli gözlerle bakarak, “Tammam o zaman…Sanırım uykusuzluktur.” diyerek konuyu kapatması gerektiğini düşündü.

       Biraz daha yol aldılar ve bu süre boyunca ikisi de hiç konuşmadı. Tombit, içinden düşüncelere dalmıştı ve ‘keşke hiç kimseyle karşılaşmadan yoluma gitseydim’ diye düşünürken, Mumi sessizliği tekrar bozdu:

       “Eee, şey, nereye gidiyordun?”

        “Okula…”

        “???...”

        “Okul yolu değişti de benim mi haberim yok acaba Mumi?”

        “Bildiğim kadarıyla değişmedi. Ama tamaaam, anladım, ben seni tutmayayım istersen.” diye muzipçe gülümsedi Mumi.

       “Anlamadım?” dedi Tombit şaşkın şaşkın.

       “Yani sanırım okulu asacaksın ve önemli biriyle buluşacaksın sanırım, ben seni tutmayayım, öğretmenlere de söylemem korkma.”

        “Ne? Yok, hayır ne buluşması?”

        “Dönem sonu sınavlarına girmemeyi bile düşünmeni gerektirecek biriyse önemli biri olmalı dedim. “ dedi Mumi. Anlayışlı bir tavır takındığını belli eden bir yüz ifadesiyle,  “Haksız mıyım?” diye de ekledi.

       Bir anlık sessizlik oldu. Tombit ağzı açık şekilde, bir yöneldiği yola, bir öteki yola bakıp durdu. İşaret parmağıyla yönelttiği yolu göstererek,

      “Bi dakka, bi dakka Mumi! Sana yetişemiyorum, sanırım uykusuzum ve biraz da başım ağrıyor. Öncelikle kimseyle buluşmayacağım hayır. Okulu da asmayacağım ve sınavlarıma da girmeyi istiyorum. Okul yolu, bu yol ayrımındandı diye aklıma geldi nedense bir anda.”

       Tekrar bir şey diyecekmiş gibi oldu. Vazgeçti. Omuzları aşağı düştü, gözlerini anlık kapayarak başının arkasını kaşıdı ve pes edercesine, “Ben en iyisi seni takip edeyim Mumi.” dedi.

     “Erken çıktığımıza değsin o zaman, hadi gidelim öyleyse.” dedi Mumi. Belli ki rahatsız olmuştu ve Tombit ile karşılaşmaktan pişmanlık duymaya başlamıştı. Hislerini de ayıp olmasın diye belli etmemeye de çalışıyordu ama Tombit anlayabiliyordu elbette.

      Tabi ki onu suçlayamazdı. Bugün uyandığından beri kendi kendisini bile anlamakta güçlük çekiyordu. Garip davrandığını ilk elden yine kendisi şahit oluyordu elbette. Ama neden?

      Bugün neden diğer günler gibi değildi? Hasta mı olmuştu? Hayır, genel olarak gayet sağlıklı hissediyordu. Evden mutsuz ve farklı ayrıldığı için miydi? Hayır, onun etkisi daha farklı duygularını kırpıştırmıştı. İyi ama neden?

      Tombit düşüne düşüne, Mumi de sıkıla sıkıla yol alırlarken okul tabelasının önüne geldiler sonunda.

      “Benim gitmem gerekiyor, arkadaşlar bekliyordu da…” diyerek rahatlamış şekilde bahçeye doğru koşturdu Mumi. Uzaklaşırken de “Görüşürüz Tombiiiit, sınavda başarılar.” diye de ekledi.

       Biraz gecikmenin ardından, “Tamam, saol, şey, teşekkür ederim, görüşürüz Mumi.” diye zar zor seslendi Tombit de.

      Bahçede gruplar halinde arkadaşlarıyla takılan genç kibritlerden bazıları garipsercesine Tombit’e ve arkadaşlarının yanına doğru koşuşturan Mumi’ye bakarak, aralarında fısıldaşıp, Tombit’e göre çok aptalca gelen -çaktırmadan konuşmaya çalışmak- gibi bir vaziyete büründüler.

     Ama Tombit bunları umursamadı. Yine kafasını karıştıran bir durumla karşılaşmaktan korkarcasına fazla düşünmeden okul binasına ve bahçesine baktı. Evet, sanırım bir sorun vardı. Ne garip! Sorunsuz bir gün olmayacağa benziyordu.

      Bahçede takılan kibritler, pencerelerden bakan öğretmenler, diğer okul çalışanları…Hepsini tanıyordu, bu noktada bir sıkıntı yoktu evet ama…

      “Sanırım kafayı yiyorum!” diye afalladı Tombit.

      Okul binası bambaşka bir yapıydı. O bildiği kendi okulu değildi. Okulun bahçesi de öyle…Tamamen değişik tarzdaydı. Eski okulu, üç tane genç ağacın tam ortasında kalıyordu ve taş ile odunlardan oluşan hoş bir yapısı vardı. Bahçesi de okulun etrafında, gene üç genç ağacın arasında sınırlanmıştı. ”Nasıl yani ya?” diye sesli olarak söylendi Tombit. 

     Şimdi karşısında duran okul binası ise kesilmiş bir ağacın kütüğüydü. Evet bildiğin bir kütük. Kökleriyle halen toprağa tutunan devasa bir kütük…Muhtemelen çok geniş ve yaşlı bir ağacın kesilmesi sonucu bu haldeydi.

     Bir baş ağrısı, sızı daha…Tombit gözlerini bir anlığına kapadı ve devasa bir arazide devler tarafından kesilmiş, hayattan koparılmış yüzlerce kök ve kütük kabilesi gördü. Sanki dejavu yaşamış gibi hissetti ama hafızasında çakan şimşekler daha öteye ulaştıramadı onu.

        Gözünü tekrar açtı ve evet bildiğin okul binası kesilmiş dev bir ağacın kütüğüydü. Köklerin toprak üstünde kalan kısımlarında pencereler, süslemeler ve işlemeler vardı. Her biri bahçeye açılan kalın kök koridorlarıydı. Ortadaki gövdede birleşiyorlardı. Kütük kısmı ise içi oyulmuş şekilde yapılandırılmıştı. Kabuk kısmı ise pencereler ve kütük mantarlarından oluşan teraslar ile bezeliydi. En üstünde ise çalıdan korkuluğu olan geniş bir çatı terası vardı. Üç katlı bir kibrit okuluna dönüşen kesilmiş bir ağaç…Etrafındaki bahçe ise kütüğün etrafını saran ince köklerin oluşturduğu bir çember şeklindeydi.

       Aklını mı yitirmişti Tombit? Neler oluyordu? Kendisine bir şey oldu da ona kimse çaktırmıyor muydu yoksa? Bu durumu anlamalıydı. Anlamak için araştırmalı ama kimseye de belli etmemeliydi.

       Evet kesinlikle kimseye -dostlarına bile- çaktırmadan yavaş yavaş öğrenecekti kendisine veya etrafına neler olduğunu.

       Ama önce herkes gibi ‘normal’ davranmalıydı. Ondan da önce arkadaşlarını bulmalıydı.

 

                                                   >>> DEVAM EDECEK >>>


Devamını Oku ...

25 Ağustos 2020 Salı

TOMBİT VE MACERALARI - PARÇA 5



 

HER ZAMAN OLMADIĞI GİBİ BİR GÜN

       Sabah saatlerinde okul yolunda genelde tek başına ilerlemek pek de Tombit’ e uyan bir alışkanlık değildi. Mutlaka kardeşi, annesi, arkadaşı veya babasıyla okula birlikte giderdi. Kimisi korkaklık olarak tanımlardı bu durumu. Ama o sadece ailesiyle ve arkadaşlarıyla olabildiğince zaman geçirmek istiyordu ve onlarla bir şeyler yapmaya -ne olursa olsun- fırsatı olduğunda kaçırmayı sevmiyordu.

       Sevecen yapısı vardı ve cana yakındı da. Ama asla korkak değildi. Yeri gelir tek başına göl ve dağ manzaralı kendi keşfettiği tepeye yalnız giderdi; orada oyalanır dururdu. Ama okula bu zamana dek hiç yalnız gitmemişti. Hele ki yol üzerindeki komşu ve esnaflara gülümseyerek selam vermeden asla geçmezdi.

      Keresteciler Kasabasının tüm sakinleri bunu bilirdi. O yüzden olsa gerek, civardaki komşular kapılarının önünden geçerken Tombit’e tuhaf tuhaf bakındılar. Selam vermediği için şaşıranlar, garipseyenler oldu. Tombit ise aldırış etmeden yürüyüşüne daha bir özgüvenle devam etti. Aslında kendisi de şaşırmıştı bir anda bu kadar farklı davranabildiğine. İçinde sanki durup dururken basit bir sebeple de olsa bir ateş canlanmış da onu değişime itecek kadar yakıp kül etmiş, sonrasında da rüzgar esmiş de küllerini bir başka ağacın dibine savurmuş ve yeniden hayata getirilmiş…Ama yok, çok saçmaydı bu ona göre. Gene de merak ediyordu bu dönüşümünün gününe ve kendisine neler katabileceğini.

      Her zaman olduğu gibi sözünden de bıkmış, her zaman olabilecek şeylerden de sıkılmış bir edayla kendisini biraz da zorlayarak farklı davranmayı denemeye karar vermişti. Böyle devam etmeliydi. Belki o zaman daha az kırılırdı, kim bilir…

     Yolu yarıladığı sırada, okulda sevmediği kibrit gençlerden biri olan Kito’ nun babası Tıngıl Bey de evinin kapısından dışarı çıkmış ve genç kibritle göz göze gelmişti. Normalde olsa oğlundan nefret etmesine rağmen, Tıngıl Bey’e saygılı bir şekilde, gülümseyerek, saf ve temiz bir kalp ile selam verirdi Tombit. Tıngıl Bey de onunla dalga geçerek selamını alır, sonra da kendi babasına garip garip sırıtarak bakardı. Babası da adımlarını hızlandırarak Tombit’i de adeta yanında sürükleyerek yola devam ederdi.

       Bu sefer öyle olmadı. Tombit selam vermedi. Gülümsedi ancak daha farklı bir gülümsemeydi bu. Yanında babası ve kardeşi veya annesi de yoktu Tombit’in. Koskoca kasaba başkanı Tıngıl Bey’e bile selam vermemişti ve onun tuhaf bakışlarını yakalayınca daha bir mutlu olmuştu Tombit. Neydi ki bu his? Neden daha evvelinde bu frekansı yakalayamamıştı? Sıradan bir sabahta, her şey ‘her zaman olduğu’ gibi iken ne değişti de bu özgüvene ulaşmıştı? Babasının her zaman olduğu gibi onu yeren sözleri mi? Kardeşinin her zamanki dalga geçen ve onu saymayan tavırları mı? Aklına bir gelip bir gidiyordu bu düşünceler bir yandan Tombit’in. Ama üzerinde fazla düşünmek istemiyordu.

    Biraz ilerde yol ayrımına vardı. Okul yönüne ilerlemeden önce ormanlık alan ve çiftliğe doğru ilerleyen yola doğru bir anlığına gözü kaydı. Yolda bekleyen Çevik Kibrit Güçlerini ve bariyerleri fark etti.

       Patikanın ormana açılan yolu kapatılmış ve güvenlik önlemleri alınmıştı. Kuru dal taşıyıcılarını bile sıraya sokmuşlardı ve yola geçit verilmiyordu. İşçilerin kimisi şaşkın şaşkın söyleniyor, kimisi de öfkeli homurtularla olayın tuhaflığına destek oluyorlardı. Daha önce kasabalarında hiç patika ve yol kapatılmamıştı. Hele ki orman yolu…

      Tombit, okul tatili olan günlerde eğer arkadaşlarıyla takılmaz ise çoğunlukla bu yolu kullanarak çiftlik yolunu aşar ve Meşe kabilesi ile sohbet ederek oradan ilerleyerek tanıdık ağaç beyefendilere selam vere vere huzur bulup düşüncelere daldığı ‘huzur tepesi’ne ulaşırdı.

   Tam bu fikirlerin içerisinde dalgın dalgın gezinirken Meşe Hanım aklına geldi. Sanki uzun zamandır onu görmemişti. Birden başına bir ağrı saplandı. Hatırlamaya çalıştığı şeyler sanki ona işkence ediyormuş gibiydi. Muhtemelen rahatsız edici ve saçma rüyaların bilinçaltını meşgul etmesiyle aklına düşüyordu tüm bu anılar.

     Başını iki yana silkeleyerek okul yolunda devam etmeye karar verdi. Özgüvenli halini üzerine bir palto giyer gibi giydi. İlerlemeye devam ederken kasabada bir telaş sezdi. Gizli bir telaştı. Sadece belirli kibritlerin bildiği bir şeyler olmuştu sanki. Gerçekten de farklı bir gün olacağa benziyordu.

      Elbette kasaba, daha önceki zamanlarda farklı telaşlara maruz kalmıştı ama Tombit ve yaşıtları o günlere şahit olamamışlardı. Sadece hikayelerden ve büyüklerinin anlattıklarından bilgi sahibi olabilen genç kibritler, muhtemelen bu telaşlı gün için heyecan duyacaklardı. Ancak bir sorun vardı: acaba herkes bu sessiz karmaşayı ve gariplikleri fark edecek miydi? Ya da fark edip üzerine düşünmeye zaman harcayacaklar mıydı?

      Sanırım ‘her zaman olduğu gibi’ hiç bir şey olmamış gibi yapacaklardı. Ve yahut her zaman olmadığı gibi olan bu günü, diğer zamanlarla aynı kefeye koyup fikir yürütmenin kendilerine zor gelmesinden dolayı kafalarını başka yöne çevireceklerdi.

       Tüm bunları düşünürken ‘acaba ben de okul yoluna devam ederken kafamı farklı bir yöne mi çevirmiş oldum?’ diye aklından geçirdi Tombit.

      Ama hayır! Nereye çevirirse çevirsin bir farklılık olduğunu görebilen bir çift gözü ve kullanmamaktan çok korktuğu bir aklı vardı. Zorunlu olduğu için gittiği mekanda bir şekilde burada neler döndüğünü araştıracaktı. Aynı zamanda o mekana giderken de araştırma yapmaya engel bir durum bulamıyordu. Babası veya kardeşi yanında olmuş olsaydı muhtemelen dikkati dağılacaktı ve patikalardaki farklılıkları gözlemlemeye fırsatı olmayacaktı. İstese bile babası ona kızacaktı ve yoluna odaklanmasını salık verecekti. Veya kardeşi mızmızlanarak başının etini yiyecekti. Şans o ki yalnızdı ve Tombit bilmese de kasabadaki bu değişiklikler onun kaderiyle bağlantılıydı. Ama hiçbir zaman bir yola girmeden nereye çıkacağını net kestiremezdiniz.

       Yolda giderken etrafa pür dikkat kesilerek yürümeye devam etti. Sanki bazı uzak patikadaki evler ve orman kıyısındaki yerleşkeler ortadan kaybolmuştu. Daha evvelinde gitmediği ama orada olması gerektiğini bildiği bazı sokaklar şimdi ortada yoktu. Bu yolu kullanmayalı çok zaman geçtiğini de hatırlamıyordu. Çünkü bu yer değiştirmelerin uzun zaman alması gerekirdi. Oysa haftalık tatil alt tarafı iki gündü.

      Ve Tombit, bu geçen haftasonunu tam olarak hatırlayamadığı için huzursuzdu. Bir karın ağrısı içine saplandı. Başında hafif bir sıkıntı peydahlandı. Gün içinde muhtemelen hatırlayacaktı. Kimseye de söyleyip anlatamazdı. Ne söyleyecekti? Hafızasındaki anıların, yaz ayında dev canavarların çocuklarının ellerinde tuttuğu gevrek koni biçimindeki kıtır şeylerin içindeki renkli, soğuk ve hemen eriyen topların yere düşüşü gibi pat diye düştüğünü nasıl anlatabilirdi ki…

     Bir dakika ya! Canavar mı? Dev Canavarlar? Aklına bir şimşek çakarcasına ormanlık alanda bir oraya bir buraya odun taşıyan devlerin görüntüsü geldi. Anlamlandırmaya vakti olmadan arkadan nazik bir ses onu düşüncelerinden uyandırdı :

      “Tombiiiit. Beklesene beni de.”

                                                     >>> DEVAM EDECEK >>>

Devamını Oku ...

26 Temmuz 2020 Pazar

Yeni Bir Şiir



YÜREĞİM...

Yıllarım karışsın yıllarına. 
Aklar düşsün, dökülsün, umrumda değil. 
Yeter ki senin ellerin değsin, saçlarıma. 
Son nefesimi vereyim, başucunda. 
Bir şey istemem. 
O güzel kokun girsin soluğumdan. 
Son kez karışsın ruhuma. 
Bükülsün belim, kırışsın tenim. 
Nasırdan hissiz ellerim... 
Devirirken yılları bedenim. 
Yüreğim; gel bütün zillere basıp kaçalım,el ele verelim... 
                                                                                         TURGUT REİS YILMAZ 
       
Devamını Oku ...

8 Temmuz 2020 Çarşamba

BİR MAKALE : KÜÇÜKÇEKMECE İLÇESİNDE, ESKİ HALKALI ÇÖPLÜĞÜNDE VE ÇEVRESİNDE KENTSEL DÖNÜŞÜMÜN ETKİLERİ ÜZERİNE İNCELEME



KÜÇÜKÇEKMECE İLÇESİNDE, ESKİ HALKALI ÇÖPLÜĞÜNDE VE ÇEVRESİNDE KENTSEL DÖNÜŞÜMÜN ETKİLERİ ÜZERİNE İNCELEME

                                                                   Geliş Tarihi/Received: 05.01.2019

Ekrem DEMİRKOL1

KENTSEL DÖNÜŞÜMÜN SOSYAL BOYUTU DERSİ

1İnşaat Mühendisi, ekremdemirkol@gmail.com

ÖZ
             Türkiye’de yaşanan sayısız deprem felaketi, halkın her hangi bir afet anında yaşamını yitirmesine sebebiyet verebilecek eski ve teknik ömrünü tamamlamış olan binaların sayısının çokluğu ve deprem yönetmeliğine uygun olmayan inşaat yapımları sebebiyle ‘Kentsel Dönüşüm’ kavramı ön plana çıkmıştır. Tüm bunlar kamuyu harekete geçirerek halk arasında “Kentsel Dönüşüm” yasası olarak bilinen yasa, 2012 yılında  yürürlüğe girmiştir. Belli başlı illerde ve bölgelerde uygulamalarına başlanılan ve sonrasında ülke geneline yayılan bu kavram, insanların yaşadığı alanlarda olumlu ve olumsuz sosyal değişimleri de beraberinde getirmiştir. Deprem tehlikesi ön plana alınarak üzerinde sosyolojik açıdan yeteri kadar inceleme, değerlendirme ve tartışma olmaksızın hazırlanan kentsel dönüşüm yasa ve projelerinin bir müddet sonra tekrarlanması kaçınılmaz bir gerçektir. Tüm bunların yanı sıra kentsel dönüşüm, elbette uygulandığı yerleşim alanının ve/veya çöküntü alanlarının kaderini de değiştirerek, o bölgeye farklı ivmeler kazandırır. Söz konusu araştırmamda, Küçükçekmece İlçesinde bulunan ve sonradan kapatılan Halkalı çöplüğünün dönüştürülmesi ve sosyolojik, ekonomik ve fiziksel yönden dolaylı sonuçları irdelenmeye çalışılmıştır.
Anahtar Kelimeler: Kentsel Dönüşüm, Halkalı Çöplüğü, Küçükçekmece’de Sosyolojik Değişim, Dönüşüm Etkileri…


INVESTIGATION ON THE EFFECTS OF URBAN TRANSFORMATION IN THE OLD HALKALI WASTE-DUMP AND ITS ENVIRONMENT IN KÜÇÜKÇEKMECE DISTRICT

ABSTRACT

         
Countless earthquake that occurred in Turkey, not suitable for people of any disaster instantly majority of the number of buildings that have completed the oldest and technical life could result in the loss of life and earthquake regulations building construction due to 'Urban Renewal' concept has come to the fore. The law, known as the, “Urban Transformation” law, was put into effect in 2012 by mobilizing the public. This concept, which has started to be applied in certain provinces and regions and spread throughout the country, has brought positive and negative social changes in the areas where people live. It is an inevitable fact that the urban transformation laws and projects prepared without sufficient scrutiny, evaluation and discussion from a sociological point of view are taken into consideration. In addition to this, urban transformation, by changing the fate of the settlement area and / or collapse areas, of course, gives the region different impulses. In this study, it has been tried to examine the transformation of Halkalı wastdump in Küçükçekmece and its indirect consequences in terms of sociological, economic and physical aspects.
     Keywords: Urban Transformation, Halkalı Waste-Dump, Sociological Change in Küçükçekmece, Transformation Effects…

1. GİRİŞ
Araştırmaya konu olan Küçükçekmece ve Eski Halkalı Çöplüğü elbette Kent kavramı dahilinde irdelenebilir. Sebep o ki İstanbul üzerindeki her bir ilçenin dönüşüm ve gelişimi doğrudan şehri(kent) etkilemiş ve halen de etkilemektedir. Bu kavram, geçmişten bugüne dek çeşitli alanlarda bilim ve düşünce adamlarının farklı boyutlardan ele almasıyla tanımlara bürünmüştür. Genel bir tanım yapmak gerekirse Kent, birbirinden farklı özelliklere sahip homojen özellikte olmayan bireylerin yaşadığı, ekonomik aktivitelerin farklılaştığı, eğitim, sağlık, eğlence, dinlence vb. insani ihtiyaçların karşılanabildiği belli bir nüfus büyüklüğüne  ulaşmış yaşam alanıdır.
 İstanbul içerisinde bulunan ilçeler de başlı başına bir kent olabilecek yoğunluğa ve doygunluğa ulaşmış olduğu için Küçükçekmece üzerinden bakarsak ilçelere de bu kent kavramının özelliklerini benzeştirebiliriz. 
 Kent olarak tabir edilen alanlarda, tüm bu çeşitlilik ve insani ihtiyaçların artışından dolayı da kaçınılmaz bir büyüme söz konusudur. Özellikle ülkemizdeki yoğun nüfusa sahip metropollerde, insanların ve/veya ilgili idarelerin kontrolsüz bir şekilde şehirleşmesinden ve yerleşkeler kurmasından ötürü ortaya çıkan kentsel kargaşa ve düzensizlik ile insanların doğaya ve kendine zarar verme süreci hızlanmış oldu. Buna ilaveten bakımsız kalan konut kümeleri, yerleşim alanları ve fiziki açıdan yetersiz dayanıma ve konfora sahip kontrolsüz yapılan yapıların çoğalmasından sonra bir deprem kuşağı içerisinde bulunan ülkemizde yaşanan depremlerle zarar gören insanların ve çevrenin hali, Kentsel Dönüşüm kavramı üzerinde çalışılması gerektiğini elzem kılmıştır.
Dünyada kentsel dönüşüm kavramı daha çok sanayileşme ve sanayi şehirlerinin kurulmasından sonra gündeme taşınmaya başlanmıştır. Artan çevresel düzensizlikler, sosyolojik, ekonomik ve fiziksel sorunların artışı ve yenilenme ihtiyacından dolayı çeşitli bakış açılarıyla uygulanmaya çalışılmıştır. Ülkemizde ise daha çok 1999 Marmara Gölcük Depreminden sonraki kayıplar ve farkına varılan yanlışların düzeltilmesi ihtiyacından dolayı gündemde yer almaya başlamış olan Kentsel Dönüşüm kavramı üzerine gereken fizibilite ve planlama yapılamamıştır.  Maalesef bu deprem etkisinden dolayı da bu kavram, sadece fiziki bir dönüşüm algısı içerisine hapsedilmiştir.  Küçükçekmece’de de kısmen bu yönden bir gelişim söz konusudur.
Sonraları çıkan kanunlar ile ketsel dönüşüm üzerine çalışmalar başlamış ve özellikle kontrolsüz yerleşimi fazla olan büyükşehirlerde dönüşüm uygulamaları hayata geçirilmiştir. Bu yasalardan birisi olan 6306 sayılı Afet Riskli Yapıların Yenilenmesi Hakkında Kanuna göre, kentteki afet riski taşıyan alanların belirlenip, sağlıklı ve de yaşanılabilir hale getirilmesidir. Kanun, Türkiye’nin her tarafındaki kent ve köylerdeki ekonomik ömrünü tamamlamış, yıkılma riski taşıyan binaların devletin  sağladığı yapım kredisi, kira yardımı, belediye harç-vergi avantajlarını da kullanarak yeniden yapılmasını öngörmektedir.
Kısaca kentsel dönüşümle kaçak yapılaşmanın önüne geçilmesi, depreme dayanıklı olmayan, ekonomik ömrünü doldurmuş binaların yeniden yapılarak olası doğal afetler sonucu oluşacak zararların en aza indirilmesi amaçlanmaktadır. Ancak bu dönüşümler fiziki olarak gerçekleştirildiği için bütünsel bir dönüşüm tam manada gerçekleştirilememiştir.

2.       KENTSEL DÖNÜŞÜM KAVRAMI
            Kentsel yaşam alanları daha önceden de bahsettiğim üzere insan faaliyetleri açısından karmaşık ve dinamik sistemler bütünüdür. Fiziksel, toplumsal, çevresel, ekonomik ve hatta siyasal ve ideolojik faktörlerin etkisinde değişim ve dönüşüm gösterdikleri gibi, kendileri de birçok değişim dönüşüme neden olabilirler. Kentsel mekandaki değişim ve dönüşümler, kimi zaman mekan ve yaşam kalitesini arttırıcı yönde olurken; kimi zaman ise, mekanın ekonomik, toplumsal, çevresel ve fiziksel çökme ve bozulması olarak kendini gösterir. Kentsel dönüşüm bir olgu olarak belirli bir zaman aralığında sürekli gerçekleşmektedir. Olması gereken ve olmakta olan farklı özelliklere sahip olabilmektedir. TDK sözlüğünden yola çıkarak Kentsel Dönüşümü, kentsel alanların var olan durumundan başka bir biçime girmesi, başka bir durum alması olarak tanımlayabiliriz.
            Tarih boyunca bilim ve düşünce insanlarına göre kentsel dönüşümün bir çok farklı tanımı yapılmıştır:
Linchfield (1992); “kentsel dönüşümü, kentsel bozulma süreçlerini daha iyi anlama ihtiyacından doğan ve gerçekleştirilecek dönüşümde elde edilen sonuçların üzerinde uzlaşma” olarak,
Dannison (1993); “kentsel dönüşümü, kentsel çöküntü alanlarında yoğunlaşan sorunların eşgüdümlü bir biçimde çözümlemek için ortaya konulan yöntem” olarak,
Roberts (2000); “kentsel dönüşümü, kapsamlı ve bütünleşik bir vizyon ve eylem olarak, bir alanın ekonomik, fiziksel, toplumsal ve çevresel koşulların sürekli iyileştirilmesini sağlamaya çalışmak”, olarak tanımlamışlardır.
            Bu tanımlardan yola çıkarak Kentsel Dönüşümü; “ Çöküntü ve bozulmaya maruz kalmış olan insan yerleşim alanlarının sosyolojik, ekonomik, toplumsal, fiziksel ve çevresel yönden şartlarını kapsamlı ve bütüncül çalışmalarla iyileştirmeye ve geliştirmeye yönelik uygulanan planlama, strateji ve eylemlerin bütünü” olarak tanımlayabiliriz.

3.     TÜRKİYEDE KENTSEL DÖNÜŞÜM SÜRECİ
           Türkiye bazında bakıldığında, kent yenileme ihtiyacını ortaya çıkaran sebepler ülkemize özgü kentleşme özellikleri ve sorunları ile yakından ilişkilidir. Türkiye’de kentler, aşırı nüfus yığılmaları, afet tehlike ve riskleri, yanlış yer seçimi kararları gibi çeşitli nedenlerden kaynaklanan sorunlarla karşı karşıyadır. Bu sorunların her biri, ülkemiz için kentsel dönüşüm / yenileme ihtiyacını doğuran faktörlerdir. Olağandışı kent yenileme nedenlerini ise, depremler başta olmak üzere afetler ve afet riskleri oluşturmaktadır.
            Ülkemizde Osmanlı döneminde yangın bölgelerinin yeniden inşası ile ilk örnekleri görülen kent yenileme uygulamalarını kültür ve tabiat varlıklarını koruma anlayışı içinde, kentsel sitlere yönelik çalışmalar izlenmiş; günümüzde ise, yasa dışı ve yaşam kalitesi düşük kentsel alanların yasallaştırılması ve sağlıklaştırılması, prestijli yeni merkezi iş alanları, fuar, alışveriş ve eğlence merkezleri, uluslararası tatil köyleri, golf sahaları gibi dönüşüm uygulamaları ile devam etmiştir. Son dönemlerde ise gecekondular, afet riski olan bölgeler gibi kentsel sorun alanlarının çözümüne yönelik uygulamaların kent yenileme/dönüşüm projelerinde ön plana geçtiği görülmektedir.
           1950’ler ve onu takip eden yıllarda ülkenin sosyo-ekonomik yapısında yaşanmaya başlayan gelişmeler kentleşme hızının ve kentsel nüfusun artışına neden olurken, kentler bu yıllardan itibaren hiç görmedikleri ölçüde hızlı bir dönüşüm sürecine de girmişlerdir. Bu süreçte yeni merkezler ortaya çıkmış, kentlerin gelişme yönleri değişmiş, merkezi iş alanı içinde kentsel rantların artmasıyla ekonomik ömrünü tamamlamadan binaların çoğu yıkılarak yerlerine çok katlı yapılar inşa edilmiş, yeşil alanlar ve tarım toprakları gibi yerleşime uygun olmayan alanlar konutlarla kaplanmaya başlanmış, kent merkezleri daha kalabalık ve değerli hale gelmiştir (Tekeli, 1991: 41; Kıray, 1982a: 270). Bu dönüşüm sürecinde kentler plansız gelişmeleri yanında hem doğal, tarihi ve kültürel çevreyi hem de afet risklerini göz ardı ederek büyümüşlerdir. 1950 ve 60’lı yıllardan itibaren İstanbul ve Ankara başta olmak üzere büyük kentler bu dönüşümün simgesi haline gelmiştir (Keskinok, 2001: 37; Tekeli, 1982: 70; Görmez, 2004: 43). Kent içinin dönüşümü yanında 1980 sonrasında kentler, çevrelerine eklenen yeni oluşumlarla (gecekondu alanları, sanayi bölgeleri, devlet kurumları, üniversite kampüsları vb.) “yağ lekesi” gibi, boşluksuz büyümeye başlamışlardır (Tekeli, 2001: 83). Gecekondulaşma sorunu bu yıllardan itibaren ekonomik ve sosyal yapıyla bağları çerçevesinde kentsel bir olgu haline gelirken, yaygınlaşmıştır (Kıray, 1982b: 278; Keleş, 2002: 557; Görmez, 2004: 16; Eke, 1998: 24).
           Olağandışı kent yenileme nedenleri açısından bakıldığında, ülkemizde depremler başta olmak üzere doğal afetlerin ve doğal afet risklerinin kentlerin yenilenmesi ihtiyacını doğuran unsurlar olduğu görülmektedir. Örneğin İstanbul, tarih boyunca çok sayıda büyük deprem yaşamış, aynı yerde, yıkıp-yapma ve onarımlarla yeniden inşa edilmiştir. Afetler kent için yenileme yanında, yeni imar düzenlemelerinin hayata geçmesi fırsatını ortaya çıkarmıştır (1509 depremi sonrasında İstanbul’da olduğu gibi). Yakın tarihimizde de 1998-Ceyhan, 1992- Erzincan, 1995-Dinar, 1966-Varto, 1971-Bingöl depremlerinin ardından söz konusu kentler aynı yerde yeniden inşa edilmişlerdir. Ülkemizde afetin ardından ve afet olmadan önce mevcut tehlike karşısında risk azaltımı amacıyla yeri değiştirilen yerleşim yerleri vardır. 1939-Erzincan, 1970-Gediz, 1942-Erbaa, 1975-Lice, 1939-Dikili, depremlerinin ardından bu kentler, eski yerleşim yerlerinin yakınında, güvenli bölgelerde, kısmi risk azaltımı önlemleri ile yeniden inşa edilmişlerdir. Türkiye’de meydana gelen depremler içinde 1999-Marmara ve Düzce Depremleri ise neden oldukları can ve mal kayıplarının büyüklüğü, etkilediği alanın genişliği, sonrasında hayata geçirilen yenileme ve risk azaltımı uygulamaları yanında, İstanbul başta olmak üzere farklı kentlerde başlatılan risk azaltımına dayalı yenileme çalışmaları açısından da dönüm noktası oluşturmuştur.
         Türk planlama sistemi içinde henüz yeni olduğu söylenebilecek (Özdemir ve diğerleri, 2005; Çakılcıoğlu ve Cebeci, 2003: 296) kent yenileme anlayışı 1980 sonrası süreçte özellikle gecekondu alanlarının dönüştürülmesi amacıyla uygulanmaya başlanmıştır (Dündar, 2003: 65). 1980’li yıllarda bu amaçla hazırlanan ve kamunun öncülüğünde uygulanan ilk kentsel dönüşüm projeleri Dikmen Vadisi ve Portakal Çiçeği Kentsel Dönüşüm Projeleridir. Bu yıllardan sonra kentsel dönüşüm projeleri, gecekondu alanlarının iyileştirilmesinden uluslararası sermayenin de dâhil olduğu büyük projelere kadar çeşitli ölçeklerde uygulanmaktadır Türkiye’nin en hızlı büyüyen kenti İstanbul, hem kamu müdahalesi ile hem de kamu müdahalesi dışında yapılan çeşitli türlerde kentsel dönüşüm projelerine yoğun biçimde sahne olmaktadır (Kahraman, 2006: 95). Bunun yanında Ankara ve İzmir başta olmak üzere ülkenin çoğu kentinde farklı türlerde kentsel dönüşüm projeleri hayata geçirilmektedir. Bu projelerden bazılarını türlerine göre şu şekilde gruplandırmak mümkündür;
        a) Çöküntü bölgelerinin / gecekondu alanlarının dönüşümü: İstanbul’da kıyı alanlarında Tuzla, Beykoz, Sarıyer, Silivri’deki gecekondu bölgelerinin, eski sanayi alanlarının (Kağıthane Deresi ve çevresi, Pendik, Kartal sahili ve Maltepe’de eski mermer ocaklarının bulunduğu bölge; Beykoz’da Beykoz Deri Kundura, Paşabahçe tesislerinin üretimlerine son vermeleri ile ortaya çıkan boş alanlar) yerlerine lüks konut alanları, iş merkezlerinin yapılması; Ankara’da Güneypark Konutları, TOKİ’nin farklı kentlerde uyguladığı projeler, İzmirKadifekale, Karşıyaka-Şemikler, Ege Mahallesi örnekleri. Ankara’da gecekondu alanlarının yoğunlaştığı bölgeler (Çankaya, Altındağ, Etimesgut, Gölbaşı, Keçiören, Mamak, Sincan, Yenimahalle) başta olmak üzere kentsel dönüşüm projeleri uygulanmaktadır. Bunlara örnek olarak GEÇAK (Çankaya), Aktaş-Atilla (Altındağ), Ege (Mamak) ve Şirindere (Yenimahalle) Kentsel dönüşüm projeleri örnek olarak verilebilir (Eke ve Uğurlar, 2005: 383).
         b) Soylulaştırma: İstanbul’da kıyı kesimindeki tarihi yapılarda; 1970 ve 1980’lerde Kuzguncuk, Arnavutköy, Ortaköy, Cihangir, Beyoğlu, Galata, Balat ve Fener gibi tarihi veya özgün niteliği olan ve zaman içinde çöküntü sürecine girmiş olan semtlerin dönüşümü (Uysal, 2006: 88).
         c) Merkezi iş alanının dönüşümü: İstanbul’da Beşiktaş ve çevresinin yeni merkezi iş alanı olması, iş merkezlerinin burada yer seçmesiyle yaşadığı dönüşüm; Maslak ve Büyükdere aksı; İzmir’de 3. İzmir Kent Merkezi Projesi.
         d) Prestij projeleri ile dönüşüm: İstanbul’da Beyoğlu, Galataport, Kadıköy’de Haydarpaşa Liman Bölgesi.
         e) Sit alanlarının korunması ve turizm amaçlı dönüşüm: İstanbul’da Tarlabaşı, Hacıhüsrev, Tophane, Dolapdere, Okmeydanı’ndaki kısmi projeler; Tarihi Yarımadayı kapsayan Fatih ve Eminönü’deki turizm amaçlı dönüşüm, Ulus Tarihi Kent Merkezinin Dönüşümü Projesi, Beypazarı Evlerinin Restorasyonu Projesi, Edirne
          f) TOKİ’nin öncülüğünde başlatılan dönüşüm projeleri: İstanbulTuzla’da, Pendik’te (İstanbul park Formula 1 Pisti, yat limanı, Sabiha Gökçen havaalanı, Sabancı Üniversitesi) (Kahraman, 2006: 95).
          g) Doğal afetler nedeniyle kentsel dönüşüm: İstanbul’da Zeytinburnu, Bakırköy, Küçükçekmece de bu amaçla projeler yapılmaktadır. İzmir’de heyelan bölgesi olan Ballıkuyu ve Vezirağa’daki bölgelerin tasfiyesi. Bunların yanında, depremden hasar gören kentler de (Adapazarı, İzmit, Değirmendere, Düzce gibi) zorunlu olarak yeni konut alanlarının yapılması, yeni gelişme alanlarının belirlenmesi ile dönüşüm sürecine girmişlerdir.
         Dönüşüm projelerinde kamu ve özel sektör yanında Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) dönüşüm alanlarındaki hareketin tetikleyicisi konumundadır. 2006 itibariyle TOKİ, 100 belediye ile gecekondu dönüşüm protokolleri imzalamış, ilk etapta 52 ayrı bölgede 65 bin konutu tamamlamıştır . Kentin boş arazilerindeki veya özel mülkiyete ait yerlerde özel şirketler kendileri projeler yaparken, proje yapılması riskli olan gecekondu alanlarında genellikle TOKİ ve belediyelerin uygulamaları görülmektedir (Kahraman, 2006: 98). Bunun yanında merkezi yönetim de İstanbul’da yapılan bazı büyük dönüşüm projelerinde imar planlarını onaylayan makam olmasından dolayı müdahil durumdadır (İETT arazisine yapılacak olan Dubai Kuleleri, Karayolları Genel Müdürlüğünün Zincirlikuyudaki arsası gibi). Belediyeyle kooperatifler ve yüklenici firmaların birlikte hareket ettiği projelerin yanında (GEÇAK gibi), belediyelerin belediye şirketleri aracılığıyla yürüttüğü projeler de vardır. Örneğin İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde KİPTAŞ, Kocaeli’de KentKonut gibi.

4.       KÜÇÜKÇEKMECE İÇİN KENTSEL DÖNÜŞÜM SÜRECİ
4.1.           KÜÇÜKÇEKMECE HAKKINDA GENEL BİLGİLER
          16 km2'lik bir alanı kapsayan Küçükçekmece Gölü' nün çevresinde kurulmuş olan ilçemiz, TEM Otoyolu ve E5'e yakın oluşu, Atatürk Olimpiyat Stadına yakınlığı ile İkitelli Organize Sanayi Bölgesi'ne ev sahipliği yapması nedeniyle oldukça yoğun ve hızlı gelişmekte olan bir yerdir. Ayrıca, ülkenin en önemli havalimanlarından biri olan Atatürk Havaalanı, ilçeye yalnızca 2 km uzaklıktadır. İlçede bulunan eğitim kurumları arasında, İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi, İstanbul Arel Üniversitesi ve İstanbul Aydın Üniversitesi yer alıyor. Bu sebeplerden ötürü ayrı bir göç alımı cazibesine sahiptir. İlçenin kuzeyinde Başakşehir, Güneyinde Bakırköy, Batısında Avcılar ve doğusunda ise Bağcılar ile Bahçelievler komşu ilçeler olarak bulunmaktadır. Toplamda 21 mahalleye sahip  ilçenin nüfusu, 2017 TUİK verilerine göre 770.393 olarak belirlenmiştir. İlçenin nüfus artışı oranı, İstanbul’un nüfus artış oranının üzerindedir. Nüfus yoğunluğu bakımından İstanbul’da on ikinci sırada yer almaktadır. Türkiye’nin göç veren bölgelerinden gelenlerin yoğun olarak yerleştiği Küçükçekmece’deki nüfusun yapısı da bu duruma paralel bir bileşime sahiptir.
        Küçükçekmece İlçesi’nde yaşayanlar içinde okuma yazma bilmeyenler %2,6, okuma yazma bilen fakat bir okul bitirmeyenler %18,6’lık bir orana sahiptir. Okuma yazma bilmeyenler içinde kadınların oranı daha fazladır. Ortaokul altı eğitim düzeyine sahip nüfus oranı %61’dir. Diğer taraftan, yüksekokul ve üzeri mezunların oranı ise %11’dir. Bu seviye İstanbul ortalaması olan %14’ün altındadır. İlçedeki eğitim durumu geliştirilmesi gereken önemli bir stratejik unsur durumundadır.
       Küçükçekmece İlçesi’nde 53 kamu ve 54 özel sektöre ait sağlık kuruluşu ve 207 eczane bulunmaktadır. Kamu sağlık kuruluşları daha çok aile sağlığı merkezi biçiminde örgütlenmiştir. Özel sektör kuruluşları ise ağırlıklı hastane, tıp merkezi ve ağız ve diş sağlığı merkezleri biçiminde hizmet yürütmektedir. İlçenin yoğun nüfusu karşısında mevcut sağlık altyapısı yetersiz kalabilmektedir. Özellikle sağlık kuruluşlarının kapasitesi ve erişilebilirliği geliştirilmesi gereken bir unsur durumundadır.

4.2.          KÜÇÜKÇEKMECE VE KENTSEL DÖNÜŞÜM SÜRECİ
       İlçenin kentsel dönüşüm hikayesini, büyük ölçekli değişim başlangıcı olarak 1979 yılına kadar dayandırabiliriz. Öncelikle, şuanki Atakent mahallesi ve çevresinde başlanılan projeler adım adım hayata geçirilmiştir.
       Bu yıl içerisinde alınan Başbakanlık kararı ile alan, toplu konut alanı olarak ilan edilmiştir. 1984 yılına kadar sağlıklı bir kamulaştırma çalışması yapılamamakla birlikte alan, 1984-1985 yıllarında T.C. Emlak Bankası tarafından, Toplu Konut ve Kamu Ortaklığı İdaresine önerilmiş, toplu konut nazım ve uygulama planlarının yapılmasına başlanmıştır. Yapılan planlamaya göre; Halkalı Toplu Konut Alanı, arazi üzerinde arazinin farklı morfolojik, doğal ve mikro özelliklerine göre farklı yoğunluklarda yerleşim alanı olarak düşünülmüş bir uydu kent projesidir. Halkalı’da sosyal konut kapsamında konut üretilerek ve konut fiyatları ucuz tutularak, kısa zamanda orta gelir grubunun konut sahibi olması hedeflenmiştir. Bölgedeki 3 etap halindeki ilk yapılaşmalar 1990 yılında başlamış ve 2001 yılında tamamlanmıştır.
     1988 yılında TEM Otoyolu’nun açılması, eski adı E-5 olarak adlandırılan D-100 (Londra Asfaltı) ile TEM Otoyolu’nu birbirine bağlayan yolun(Basın Ekpres) yapılmasıyla bölgede başlayan gelişme süreci Halkalı Toplu Konutları’yla devam etmiş, yolun kenarına birçok sanayi tesisinin yerleşmesi, yöredeki nüfusun olağanüstü bir hızla artmasına sebep olmuştur. Bu sanayileşme hareketinin öncüsü İkitelli Sanayi Bölgesi’dir.
        1994 yılında alınan karar ile 1,5 milyon metrekarelik eski Halkalı Çöplüğü kapatılmış, yatırımcılar için bir cazibe alanı yaratılmıştır. Dönemin İBB Zemin ve Deprem İnceleme Müdürü’nün, 21 Aralık 2001 tarihinde basına yaptığı açıklamada 25 ilçede çalışmanın tamamlandığını ve Avrupa Yakası’na ilişkin bilgilerin yer aldığı haritaların hazırlandığını belirtmiştir. Ancak yaptığı açıklamada yerleşime uygun olmayan alanlarda kesinlikle imar hareketlerine izin verilmemesi gerektiğine işaret etmiş ve Halkalı Çöplüğü gibi çok kalın dolgu alanları olan bölgelerde dolgular üzerine yerleşim yapılamayacağını belirtmiş olsa da yerli yabancı birçok yatırımcı bölge için projeler geliştirmiştir.
         Konut ve sanayi alanında gelişmelere eğitim alanındaki gelişmeler de eklenince Küçükçekmece çekim ve cazibe merkezi olmuştur. İlçenin güneyinde kurulan üniversitelerde okuyan öğrenciler Halkalı - Atakent Mahallesi’nde bulunan konutları tercih etmeye başlamış, bu da bölgede farklı tipolojilerde konut tiplerinin üretilmesine neden olmuştur. 2003’te Sefaköy’de İstanbul Aydın Üniversitesi, 2007’de Sefaköy’ de İstanbul Arel Üniversitesi, 2010 yılında Halkalı’ da İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi açılmıştır.
        2009 yılında 300 yataklı İstanbul Mehmet Akif Ersoy Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim Araştırma Hastanesi; 2011 yılında bölgenin batısında TOKİ tarafından 648 yataklı İstanbul Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Söğütlüçeşme tarafına da 2018 yılı sonlarında Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi açılmıştır.
          Bölgedeki ilk konutlar Halkalı Toplu Konutları’dır. Zaman içerisinde Soyak Olimpiakent, Avrupa Konutları, TOKİ Toplu Konutları (Manolya, Menekşe Evleri), Bosphorus City, Dumankaya Miks, Soyak Aparts ve Evostar, Terrace Tema, Güneşpark, Elite City yapılmıştır. Şuan bölgede devam eden eski Halkalı Çöplüğü üzerine kurulan Temapark projesi bulunmaktadır.


5.     ESKİ HALKALI ÇÖPLÜĞÜNÜN ÖZEL İRDELENMESİ
          Bir zamanlar İstanbul'un çöplüğü olarak anılan Halkalı, bugün modern yapılaşmanın merkezi haline döndü. TOKİ'nin toplu konutlarıyla canlanmaya başlayan, daha sonra özel sektörün lüks projeleriyle parlayan Halkalı’da yapılaşma sonucu büyük ölçekte Küçükçekmecenin de kaderini farklı yere taşımış oldu. İnşaat firmaları 90'lı yılların başına kadar İstanbul'un çöplüğü olarak bilinen ve metan gazı patlamalarıyla namı iyice kirlenen Halkalı'yı lüks konut projeleri ile abluka altına aldı. Bölgede birbiri ardına markalı konut projeleri yükselirken yeni yatırımlar için de araziler kapışıldı.
     TOKİ'nin gecekonduların yerine diktiği toplu konutlarla 2000'lerin başında canlanmaya başlayan bölgeyi özel şirketlerin keşfetmesi ile metrekare fiyatları da tavan yaptı. 2000 yılının başında metrekare fiyatlarının 500-600 TL civarında olduğu bölgede bugün iyi projeler metrekarede 7-8 bin TL'yi zorluyor. 


6.       TARTIŞMA ve SONUÇ

1960 ve 1970 yıllarından itibaren hızla göç almaya başlayan Küçükçekmece, 70’li yıllarda nispeten çiftçilik ve köy hayatının hüküm sürdüğü ve bu yönde sosyal yaşam süren insanların mesken tuttuğu köy yerleşim alanı idi.
   Sonrasında 1980’li yılların ortasında Çevre Sağlığı Müsteşarlığı, İstanbul Valiliği ve İstanbul Büyükşehir Belediyesinin özellikle Tarihi Yarımada (Fatih - Eminönü), Kağıthane ile Haliç çevresine yayılan, çıkardıkları atık, duman, gürültü vb. gibi insan sağlığına zararlı unsurlarla çevreyi kirleten, bu suretle kente ve kent insanına zarar veren, şehircilik açısından olumsuz bir durum ortaya çıkaran küçük ve orta boy sanayi işletmelerini, meskun alanlar dışında, şehircilik ilkelerine uygun ve her türlü altyapısı hazırlanmış alanlarda toplayarak, çevreye zarar vermeden faaliyetlerinin sürdürmelerini sağlamak amacıyla 02.08.1985 tasdik tarihli 1/5000 ölçekli İkitelli O.K.S.B. Nazım İmar Planı hazırlanmıştır. Böylece Küçükçekmece, sanayi yapıları ve ulaşım ağı gelişip yaygınlaştıkça diğer şehir ve ilçelerden göç almaya başlamıştır.
    Giderek kontrolsüzce artan nüfus karşısında hizmet ve denetimde yetersiz kalan yetkili mecraların göz yummasıyla çarpık ve kaçak gecekondu mahalleleri mantar gibi çoğalmaya başlamış ve günümüzde yaşanılan mimari, sosyal, ekonomik düzensizlik ve sorunların büyük ölçüde sebebi haline gelmiştir.
    1990 lı yıllarda fakir ve orta halli geçimde olan insanların mesken sahibi olduğu Küçükçekmece, ilerleyen yıllarda önceden de bahsettiğiimiz önemli değişim ve yatırımlarla sosyal çehresi değişmiş ve kozmopolit bir ilçe haline dönüşmüştür.
         Anlaşılacağı üzere kentsel dönüşüm, yeni kentsel alanların planlanması ve geliştirilmesinden çok var olan kentsel alanların planlanması ve yönetimi ile ilgilidir. Maalesef ülkemizde ve ilçemizde, bazı üzerinde çalışılmış örnek projeler hariç, çoğunlukla kentsel dönüşüm algısı, bina yenileme ve boş arazilerin konutlar ile örtülmesi olarak vücut bulmuştur. Bahsedilen sosyolojik, ekonomik, toplumsal ve çevresel etkileşim yönleriyle dönüşümler planlanmadıkça çevre-insan dengesi arasındaki kopukluk devam edecektir.
       Belli başlı illerde ve bölgelerde (İstanbul, Ankara, Adana, İzmir…) uygulamaları öncelikle başlanan bu kavram, sonrasında ülke genelinde yaygınlaşmış ve çalışma alanına sahip olmuştur. Kentsel dönüşüm denilince akla sadece bina yıkmak ve yerine yeni bina inşa etmek gelmemelidir. Bir bölgede kentsel dönüşümün gerçekleştirilebilmesi için imar planları, toplumun sosyal ve demografik özellikleri, ekonomik göstergeler ve çevre yönetim süreçlerinin bir arada değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu süreçte üretici, son tüketici, kamu, dernek ve odalar, mimarlar kısaca kentsel dönüşümden etkilenecek her türlü kişi, kurum ve kuruluşun bir araya gelip konuyu tartışması gerektiği kaçınılmaz bir durumdur.
      Kentsel dönüşüm projelerinin planlanması ve uygulamaya geçilmesi belirli bir süreç içinde gerçekleştirilmelidir. Ancak uygulamalar daha çok kentsel dönüşüm değil, kentsel dönüşüm temalı bina yenileme uygulamaları veya boş arsalara yeni yapılar yapmak şeklindedir. Deprem tehlikesi ön plana alınarak üzerinde herhangi bir inceleme, değerlendirme ve tartışma olmaksızın hazırlanan kentsel dönüşüm yasa ve projelerinin bir müddet sonra tekrarlanması kaçınılmaz bir gerçektir.



KAYNAKÇA

        İstanbul Büyükşehir Belediyesi rehber haritası, http://sehirrehberi.ibb. gov.tr
        Digital Globe, Başarsoft; uydu görüntüsü, http://maps.google.com
        İkitelli Organize Sanayi Bölgesi verileri, http://www.iosb.org.tr/
        http://kucukcekmece.istanbul/Content/dosya/695/stratejik-plan-71533-804693.pdf (KÜÇÜKÇEKMECE BELEDİYE BAŞKANLIĞI STRATEJİK PLANI 2015-2019)
        İstanbul Büyükşehir Belediyesi meclis kararları, http://www.ibb. gov.tr/tr-TR/Pages/MeclisKarari.aspx?KararID=18508
        Eski Halkalı Çöplüğü Gazete haberleri
        6 İstanbul İl Çevre Düzeni Planı, http://www.planlama.org/index. php/ haberler/guncelhaberler/1180-1100000-oelcekli-stanbul-cevre-dueze - ni-plan-ve-plan-raporu
        Çevik, D. (2006). Kent Ekolojisi Açısından Küçükçekmece Gölü ve Çevresinin İrdelenmesi, Yüksek Lisans Tezi, Yıldız Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, İstanbul
        İBB, (2007). Mikrobölgeleme Rapor ve Haritalarının Hazırlanması Avrupa Yakası Güney, Yerleşim Amaçlı Mikrobölgeleme Çalışmaları Sonucu Hazırlanan İmar Planlarına Esas Jeolojik - Jeoteknik Etüd Raporu. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Deprem Risk Yöntemi ve Kentsel İyileştirme Daire Başkanlığı Zemin ve Deprem İnceleme Müdürlüğü, Nihai Rapor, İstanbul.
        İBB, (2013). Kentsel Dönüşüm Müdürlüğü, Ar&Ge Arşivi, İstanbul
        T.C. Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ), (2010). İstanbul İli, Küçükçekmece İlçesi, Atakent (Halkalı) Toplu Konut Alanı 1/5000 Ölçekli Revizyon Nazım ve Uygulama İmar Planı Açıklama Raporu. Ankara
        DİNÇEL Z.Aynur, (2016) – KENTSEL DÖNÜŞÜMÜN ÇEVRESEL VE SOSYAL ETKİLERİ: KÜÇÜKÇEKMECE AYAZMA BÖLGESİ KENTSEL DÖNÜŞÜM PROJESİNİN İNCELENMESİ, İSTANBUL

Devamını Oku ...